Kayıtlar

Nisan, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Utanç

   Oldukça uzun bir bekleyiş edasındayım, sedalarım ve nidalar gök kubbede sıkışıp kalıyor böylece. Bizler kimiz ki? Birer aktör, çok çok ileri gitsek ölüveririz belki. Belki de köpürtüsünden geliverir engin okyanusların bazı bazı tanrılar. Bu nahoş cihandan ayrılmak ürkütür beni en çok kendime kırgınlığımla.

Teskin

 Bu dünyada yalnız bir adam hiçbir anlam ifade etmez. Eğer ölmek istiyorsan senin için yerden çok yüksek bir köprü, keskin birkaç jilet, namlusu hiç soğumamış bir tabanca ya da yağlı bir urgan bulabilirim. Yazı tura atmayı dene, hâlen korkmuyor musun? O hâlde sana bu saydıklarımdan birini getirmem iyi olabilir. Kimse elinden tutup çıkarmayacak, hiç kimse sana aferin bile demeyecek, bir gün gelmeyecek ki senin iyi ki var olduğun.     Varlığın daha da ağırlaşacak oğlum, bu hiçbir şey, en az bin okka çekecek bacakların, bin okkayı o tepeye, yokuşa, karlı veyahut çamurlu yollara sürüyecek o dizler, fıtık olacaksın oğlum kendini taşımaya çalışmaktan! Sonra yere eğilip çözülmüş bağcıklarını bağlayacaksın, bir su birikintisinde kendini göreceksin belki, hiçbir şey olmayı başaramamış bir dağınıklığı.   Evet evet, koskoca bir dağınıklık, kararsız bir iş parçacığı, pinleri kırılmış veya eğri büğrü olmuş bir işlemci, kondansatörleri yanmış yeşil renkli, oldukça adi bir kar...

Sümük

    Özlem yeni bir şey değil. Yıllar yıllar önce de vardı bu his. Elbette. Şedd-i Arabanlar, Taksimler, Nihavendler, hepsi yeksan olsun yerle. Toprağın sesini ve kokusunu unutmamak lanet böylece. Biri ne denli uzaklaşırsa o denli kusursuzlaşır, o denli idealliğin idrâkinde gezer ey ruh. İnsan ruhunu anlayamamak üzere peydahlanmış, şehrazat, pekçe. Bana sabah uyanmam için bir sebep söylesene...

Varoluş illüzyonu

   Hür iradenin, hür-generallerin ve nicelerinin ayak bastığı noktalar. Öfke yiyip bitiriyor benliğimi, şehnaz türkü tutturmuş savaşçılar geçiyor önümden. Uykusuzluktan nedensellikte kaybolduğu düşünülen bir psikologdu oysa bu zamanların tanıkları. Çehresi cemre tutmuş ve uylukları huzursuz.

Yazı

   Bağırtılardan bir hokkayım ben, hangi kazın tüyü tebelleş olur mürekkebime, hangi sır kayboluş alınır kaleme sayemde? Bir destan olsam, birkaç parşömen doldurulsa benimle, bir sahaftan feyz alsam, rafta öylece durup kurusam. Uykum gelse, bir çanta içerisinde unutulsam aylar boyu. Işık ve karanlık bir olsa, kör etse beni. Bağırtılarımı bir kâğıda yazsan, ne kaz tüyü ne stiloyla buluşsam, tabloları mahvetsek çirkin imzalarımızla.

Hayallerin için savaş ki gün geldiğinde hayallerin senin için savaşsın.

   Hani gözlerin dalar, kısa bir anda uzun uzun kalırsın ya çünkü hayat hak ettiğini değil hazır olduğun şeyi vermiştir. Nasihatini vermek yapamadıklarının ve tutunmak anın afrodizyağına, bir melodinin kokusunu alıp uzun kaldığın andan uzaklaşmak, nostaljini piksellere gark edip henüz emeklerken tökezleyerek koşmaya çalışmak. Döngüyü hatırlatarak tamamlamak, çok koşmak fakat bir adım bile uzaklaşamamak. Hayal dediğin de bu değil midir? Geleceği özlemek midir ki? Toprak, merhaba!

Karşı Saldırı

   Şâir sabahlardan tiksiniyor, tüm bu anlamsız sabahlar yakılıp atılıverilse olup bitecek sanki her şey. Alışılmadıksa öyledir, merhalelerimi aşmak gizlice babamdan, suvarmak kuşlara, toprağa. Bekçilerin o kokmuş postallarında etmek sabahı, uyumak öğleye değin ve akşamüstlerinde değişimin kokusu tüterken bacalardan. Dolap boş, bir menem yaratık çıksa, tüm talimatları verse bana ve senin hükûmetini devirsek, hikmetine ersek senin. Şair sabahları elle tutulur tek bir iş yapmıyor, o üzgün ve kovalamaktan fayda gelmeyeceğini biliyor.

Ayâ

   Elinin kirine baktı adam. Bu, çocuğu kurtarabilirdi. Tüm gücüyle çırpınışından belliydi kurtulmak istediği, bir çıkıverse o çukurdan, hemen yanında gömülü dostlarına da el uzatacaktı, oysa her birinin derdi önce kendini çıkarmaktı...

Rabarba

   Dönemsel bir gariplik bu yaşanan, Van gölü derken Can dölü, Can'ın gönlü derken Van canavarı. Ha siktir oradan bre obur deyyus! Ben filmlerimi klişesiz, baskılarımı zemin, tasarımlarımı flat severim, ücreti mukabilinde her şey eğlenip gülmektir bana.

Çarmıh

   Yalnızlık eminim ki bana mahsus değil, eminim varlığımın ıstırabının ölen atlar gibi serkeş olduğuna. Birçok şeyden eminim yine, en azından yarınlarımın belirsiz olduğunun belli olmasına karşı çıkamayacak kadar eminim. Salise sonrasında başıma düşecek bir saksı bile koparabilir beni bu yaşam denen sırât'tan. Ben dönülmeyen yolların bekçiliğinin bana bahşedildiğine eminim, yorgunluğumun öyle bitip giden bi olgu olmadığına da eminim. 25'ini geçip yarım yamalak bir yetişkin bile olamamışsa insan, tamı tamına bir çocuk kalmalı o hâlde. Ben kendimden emin değilim, ama eminim ki içeride bir çocuk yaşadığından emin.

Anorm

   Kanıtım iç açıcı yalanlar söyleyen burnu yamuk bi adamda. Ev demek sana, bir harabeyi onarmaya çabalamak. Boşa çıkmış tüm isteklerimin belinde toplanıp oldukça sert gülüşünde avuç avuç gezinmesi. Bazen böyle hissediyor insan, bazen çok tutuk kalıyor, elinin ayasını çenene vura vura çıkarmak istiyorum o kelimeleri. Sana kendini yıktırmak istiyorum, baştan yarat istiyorum benliğini.

Tahvil

   Her baharın yoğurdunu yemiş bir yerden kalkıp yağmurun saç okşadığı, sarkık göbeklerin ve şehir kokusunun toprağı pek de sevmediği bir yere geldim ben. Bekleyişim benim diyen yalnızın bile istemeyeceği çürüklükle bezendi. Hayırlı uğurlu olsun bu perdeleri tokatlayan güneşim.

Teras, başlanan nokta.

   8 koca yıl evveldi, bu teras hakkımda "Varlığın ağaçları erdirmiş çağlarına" dedirtti bir kadına. Manzara kalabalık, ilk deneme burada yazılmış. Bu ne telaş be kahpe şavklar? Bu ne yırtılışı alim sadakâtinin? Bu taraça bana sallanıp şarkılar söylemeyi, acele etmeyi, fevrice bağırışmalara kulak kabartmayı öğretti. Uzunca bir süre oldukça kısa şortlarla, mentollü sigaralarımı içtiğim yerdi burası, Hitchcock için arka pencere neler anlatıyorsa Mehtap bana bunları bir bir söyledi. Gece günü yokladı, ay güneşi sakladı...