Kayıtlar

Ağustos, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gidişin Resmedilişi

   "Belki" diyeceğim o gün, "Belki başka bir hayatta." ve izimi takip edecek o yılgın sevinçleriniz. "O pes etmemişti" cevabınız hazır olacak gittiğimde. Yıkık dökük bir harabenin içinden geçtiğimi hissedeceksiniz, o gün cennete dayanan merdivenler, altında koşuklar yazılı anıtlar da olmayacak, beraberimde götüreceğim onları. Ben göğün mavisini kirleten fabrikaların bacalarından çıkan gri duman olacağım o gün.

Arzu

   "Ölmüş" diyecekler arkamdan, bir fırtına kopacak. Oysa bilmeyecekler suskun geçmiş geceleri, sabahın ilk ezanına değin nemli baktığımı yediğim lokmaya. Bilemezler, bilemeyecekler onlar ne haltlara karıştım, ne haltlar karıştırdım. Bir hafta, en çok bir hafta kalacağım insanların aklında sonrası... Sonrası devam edecek, bensiz de dönecek dünya, ben üzülüyorum diye dönmeyi bırakmayacak ya. Öylece bir direniş işte, tutturmuşum. Param olacak, annemin yüzü gülecek, ailemizi dağıtan o hain bile nasiplenecek. Ben çok yıkılıyorum bazen, toplayamıyorum, atmosferik bazı şeyler tutuyor beni ayakta.

Şah

   Bahşını yeni anlıyorum bazı şeylerin, ben bilmezdim oysa beni yaradan içtiğim suyu acı yaratsaydı. Ya ekmeğimi zehirden yaratsaydı, ya buğday sararmak yerine kokup çürüseydi? Ya karnım aç olsaydım, bahşedilmesi bile bunların birer mucizeyken ben kimim de varlığını yalanlayayım?

Çıkmaz

   İnsan itildiği durumları sevmez lâkin gün gelir de kendi girecek olursa öyle toplara suçlar itmeyenleri. Ben yoruldum artık. Sana nasıl hitap edeceğimi düşündüm mesela bir önceki cümlemde, bir isim bulamayınca da nokta koydum sona. O kadar yalnızım ki hiç bilmiyorum sana ne diyeceğimi çünkü sen hiç olmadın ki. Gözlerim dolu ve dudaklarım iza'veka hariç her şeye mühürlü. Nolur Rabb'im bir ışık yak yalvarıyorum sana. Secdende akıttığım o yaşlar, sana, yalnız sana tapınış ve yakarışlarım yalnızca sana. Yalvarırım tünelimin sonunu da yarat. Yalvarıyorum ey beni ve nicelerini yaratıp böyle dert çektiren Rabb'im, kardeşimin kendini düşürdüğü gibi durumlara düşürmeden Rabb'im, yalvarıyorum.

Tutsak

    Keyfine vardığın o gitmeden evvel içtiğin kahve. Yüzü bebek pudrasına bulanmış orta yaşlı adam, korkutuculuğu düstur edinmiş kovalıyor bak işte. Eda etmek Cuma'yı, Stockholm'e tutulmak, bir kürdün ağzından dinlemek bir hücrenin içinden çıkmak istemeyişi. Travmalarının nostaljiye yavaşça dönüşünü, burnundaki tatağı ağzına atanları, geleceği gören kardeşini ve geçmişi mahveden bugününü. Bunlar beni planladığım ölümüme yakınlaştıran güzide detaylar. Hayırlı cumalar...

Dua

   Bugün benim tek planım, tek isteğim anneme araba almak. Eğer bana inanmazsanız ervahıma sorun bunu. Bugün pek bir beklentim ya da öyle altından kalkmam gereken çok şey yok babama sorarsak. Lütfen beni yaratan o güç, yalvarırım bana öyle bir servet bahşet ki anneme araba alabileyim. Seninle konuşan tarafım 9 yaşımdaki o minik masum Tosbaa. Beni kırma olur mu?

Eğil.

   Teveccüh etmek bir ruhîye, kanatlar altına almak ve bekleyişle bezemek zorluğu. Ağustos sıcağını karıncanın teriyle, sazıyla birleştirmek böceğinin. Çirkinliğimi görmezden gelemeyişim de bu sebeple çıkıntılığımla, zeytinin soframa gelişiyle kutlu, kavi.

Çare yok

   Istırap ve sonsuz acıyla bezenmek bana mahsustu bunu bilirim. Sen hiç çaresiz kaldın mı? Hiç bacaklarını kırıkken yürümen emrolundu mu? Hiç kolların kopup savaşa yollandın mı? Sen hiç evladına iyi bakamadığın için yaşamanın anlamsızlığında boğuldun mu? Peki hiç ben oldun mu sen? Sen... Ah sen...

Pergamon II

   Karışmıyor bana yokluğun bundan kelli. Rahmetini ise beklemiyorum böylece ben doğumlarda, rıhtımlarımda martılar ağırlıyorum. Çünkü bu yarpuz kokusu köyümün, bir sözümle beni ve adımı mıh gibi yadına kazıyan insanlar, samanlıkları hane sayar bir bekleyişle huzursuzluğun yayıldığı köşeleri gözlüyorlar. Ben kireç kokusu, çobanın çalıyırtanlarıyla gezdiği tarlalar ve yüzü olmayan köy ahalisiyle dertleşiyorum.     Mahmut'un suyu, suyunun suyunun suyu fakat insanlar bilir mahlâsımı. Bir kasaba camiinin avlusunda içtiğim buz gibi dağ suları çekip çevirdi beni yolumdan, dişleri gevrekleşmiş bir adamın peşinde gittim, topukları paramparça kadınlar su verdi bana, dört tekeri dört gözümle, inancım ve hakikat saydığım içtenliğimle bekledim. Evim, yurdum, gitmeyesimin geldiği bu yerde yandı ateş bir zamanlar, ölüm ise giremedi kapısından 'klepion tapınağının...