Kayıtlar

Mart, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sorun

   Varlığım bir armağan entropiye, hiçbir anlamı yok oysa uyanıp uyumanın sürekli. Ben özlemimi yaz günleri terli ellerini anarak alevlendiriyorum. Bostanlı'da o kavruk suratlarımıza bakarken birbirimizin, çenemi avcunun içine almıştın hatırlarsın eminim. Çok değil, 5-6 yıl evvel mutluyduk biz, ne kaygımız vardı yarına, ne bugünümüz böyle kirlenmişti küskünlüklerle. En çok tabanlarımıza vuran kaba saba ayakkabılarımız taşımıştı bizi güvertelerde, en çok kışları özlerdik biz ki güzelliklerle üşüyelim. Şimdi perdelerimiz sapsarı, öksürmek kan dolduruyor dişlerimize. Toprak, beni bırak. Çünkü bilirsin, sorun yoksa onu yaratan ben olurdum.

Verda

   Bir ağırlık göğsümde, rahmanî oldukça ve derince bir yara gibi. Harman edilmiş bir kürt tütünü yalamak çarşaf arasında. Şerefi, eşrefli saatleri sıcak bir fincan çay dolusu soğumamasını dileyerek yudumlamak. Çokça söylediğim gibi üşüyor ve gereksinim hissetmiyorum derinlerimde, kendime hâkim olmak, kendimi savunmak böyle akşamüstlerinde, sarhoşluğum bir üzümden, amadeyim çekip gitmişliğine...

Anlam

   Silsilesini kaybetmiş yalnız bir çobanım. Kepeneğim üşütüyor sırtımı, soğuk aramıza giriyor seninle. Soyumuz kurumuş ve kimse devam ettirmeyecek. Sendromlar, depresyonlar ve niceleri gark oluveriyor göğsümde. Avcının yolu kayıp, ne eli tüfek tutuyor ne bir iz sürebiliyor eskisi gibi. Sallanan iskemlelerin gıcırtısında kayıp en çok o, mısır tarlalarında bulamıyor eskiyi. Ben ahşap kapıların ardında saklanıp seni, sırf beni korkut diye beklemeyi görev ediniyorum. Asamı bir denizi ikiye yarmak için değil, içine barut gizlemek için tutuyorum.

Bok

   Bok gibi bir geceye uyanıp bok gibi bir sabaha yine nefes alarak çıkmak var tabağımda, ağzımı yüzümü buruşturarak yiyorum. Amacım yok, param yok, imkânım yok, hayatta kalma isteğim yok, travmatik şeyler peşimi bırakacak gibi değil, nefes almak bile batıyor ciğerlerime. "Heybetliydik hani?" söylemleri kulağımın örsünü, üzengisini, çekicini zart zurtunu çınlatıyor ama heybetli filan değilim, vadesinin dolmasını, hatta mümkünse erkenden dolmasını bekleyen bir acziyet anıtıyım. İkna kabiliyetim düşük, hayatım tehlikede, beni ben yıkmak ve yeniden yapmak için çırpını inip duruyorum, iniş trendindeyim, hayatın yokuş aşağı kayarken ne yapabilirsin ki?

Şahî

   İhtiyar arayışta, ödemeler kapıda mı bilinmez ve devamlılık müşteki. Dünyanın garabet yüzünde bir tebessüm var bu sabah, bu sular şafağa doğru tersine akıyor, Asi gibi, nehirlerin en güzeli, en kötü kokanı. Harabeler ve mezbelelik yerlerin derinlerinde açan çiçekler gibi aramakta sevgiyi ihtiyar, sevilmeyi rüyalarında kovup uyanınca pişman olan adam ihtiyar...

Telâş

   Deliliğimin vücudumda gezdiğini hissediyorum. Akan yaş tebessümümle ve çulsuzca haykırışımla bir oluyor. Öğürmeler, hapsoluş ve hazmedemeyişler. Hani Ramazan bereketiyle gelirdi? Tanrıya isyan mı gerek böylesi akşamda? Pes etmek bana yaraşmaz, pes eden onca dostla kaplı göğün sınırları, toprak altı onca arkadaşla. Canıma minnet, ben yıkamamışken tüm canhıraş çabamla kendimi, kim haiz böylesi bir hainliğe?

Şahduran

   Bir olguyu sevmek getirmez ki o şeye güzel olma gereksinimi. Hakşinas, bilgelik dolu bir adam değil beni su ararken uykudan uyandıran. Cumalar, Cumalar uyandırdı beni. İçre uşak meraklı ve sormakta "Nerede bu evin sahibesi?" helvanın dokusu oldukça yağlı ve ölümü reddederce şekerli. İstemiyorum, lokmaya vurulmuyor bu yokluklar. Adam oldukça ihtiyar, bir gecede çürüyüp giden testosteronundan kalan tüm tellere kar yağmış.