Kayıtlar

Ekim, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sikimser

   İyimserliğin yasının tutulduğu bu pek kutsuz günde bekleyişinizi taçlandıran bir oyun oynamak ister misiniz benimle? Oysa seslerinizi susturup tekilliğimle çok uzaklara alıp başımı gittiğim bir şiirin, hissizce dizelere döküldüğü nokta burası. Yok, lütfen, rica ediyorum tahammülünüzün azaldığı noktalarda buyur etmeyin beni içeri, lütfen avuçlarınız orkideleri okşarken davetkâr bir şehvetle beni arzuladığınızı belli etmeyin. Çekik ve çekingen gözlerinizle süzmeyiniz beni, rica ediyorum.     Hatta belki ben ısrar ediyorum sizin beni ısrarcı bir tutumla alaşağı etmenizi. İyimserlik değil bu, bu denli belimize değin boka batmışken bunun adı olsa olsa sikimserliktir. Sikilmiş hayatların bekçileri, oysa ben hiç var olmayacak olsam ve annem o çok hayalini kurduğu şeyleri yaşasa onaylardım bunu anlık düşünceye gark olmadan. Bir odada "Donkey Kong" oynarken tanışırdık belki cennetin pek bahşedilmemiş köşelerinde. Beni çağırıyor eski dirilerim, rüyalarımda beni istiyor...

Babama bir dua edecek olsaydım

   Eğer o huysuz ihtiyara dua edecek olsaydım -ki ediyorum- var olmasını dilerdim. Öyle beşerî bir varoluşla değil, gittiği gün dahi damarlarımda o gezinecek, biliyordur eminim. Bir canavar yetiştirdi ve bugüne erdirdi beni, başlarda ölümü hep düşleyip "Korkmasam kafama sıkardım" dediği anlar aklımda benim. Bunu öyle herkes hatırlayamaz, en yakınındakinden gizlerdi bunu babam. Dikili ağaçlarının ve kendi yaptığı imar affına sığınan yapılarının arasında köylü insancıklarının da yanında babam. Dimdik ve omuzları hafif çukurlaşmış, yaşlanmayı reddediyor öylece. Babam benden genç, birçok şeye geç fakat elbet dokudu beni koca göğsüyle. Var ol ihtiyar, olağanca gücünle huysuzluklar yap ve yarına taşıdığın noktada izle beni.

Sevilmeyi istemek, böylece sevgiden tiksinebilmek.

   Benim felaketim, hissizliğimi sevildiğimi hissedene dek silahlandırıp olağanca sıradanlığıyla vurmak yüzüne kadınların. Bütünlüğümü sorgulayıp beni tamamlamak isteyen her nevi insana ise en çok katışıksız bir öfkeyi reva görmek böylece. Biliyorum kâğıda damlayan mürekkep değil, mübarek teriniz efendim. Kelpim, tahirim, müselman veyahut kâfirim. Bilmediğim, izini süremeyip dilini konuşamadığım çağda dışlanılmaktı ve edinmekti terk-i diyar. Yine de dayandık, mideyi bozan fasulye, az pirinç ve birkaç kâğıda sarılı hayal uğru dayandık.

Ömür Böyle Geçecek

   Bir şeyin farkına varmak o şeyin farkında olduğunun anlamını çıkarmamalıdır. Böylelikle "Ömür böyle geçer mi?" sorusuna verilecek cevap "beni vurun" olmalıdır. "Ayaklan! Bir şeyler yapalım!" deme cüretinde bulunmak üzereydim ki fazlasıyla düşünceli zihnim bunu dışavurumculuk ilkeleriyle ters düşen varoluş sancımın ardına saklayıp içeride tutmayı başardı. Şimdi bu "işimizi" elimizden alacak olan yapaylığın plastik sarhoşluğunda her yediğimize MSG koyarak idamasyonumuzu sürdürmece isteğine düşelim. Şakır tangır tuşlar ellerimin altında dans ederken de 2017 senesinin esasında hayatımdaki en uzun sene olduğunu fark ettim. Hayır hayır, Şubat 29-30'lu sayıları görmekte olduğundan değil -ki görmüyor da- ama bir şeyler tersti sanki. Birçok şey yeniden veyahut en baştan keşfedilirse bunun adına gençlik deniyordu demek ki?