Kayıtlar

Eylül, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Diyojen'i kim ister?

Ben istemezdim.

Şükrü Erbaş

   Seni anlıyorum ey üstat, başlarda "Bu adamı kim bilendirdi köylülere acep?" desem de şimdi inanıyorum söylediklerine. Onlar koskoca dünyaya bir büyükbaş kadar değer katmaya haizlikten uzak, kaba saba adamlar. Köylüler sağ elimin serçe parmağındaki yeteneğe şaşıradursun, ben de bu sözü edenin tek bir yanlışı olduğunu düşüneyim.

Sabrî

   Son sınırlarımın zorlanıp limitlerimin ötesinde duvar yumruklamak üzere olduğum bir durumda yine yanımda kimse yok. Çok öfkeliyim fakat bu öfkeyi geçirecek bir şey de yok, annem de gecikti, büyükbaş da gitmedi. 24 saat kaldı Cihat. Sadece 24 saat kaldı, kıllı taşaklı bir adam olup sabrını son zerrene kadar tüketeceğin son 24 saatin. Dayanmazsan ağzını yüzünü siker öldürürüm seni.

Ben Cihat

   Ben Cihat, adı anılmayasıca zamanların bereketsizliği köklerimden alıkoydu beni. En beklemeyecekleri yerden darbeyi yemeden evvel en az yüz kez uyardım onları. Ben Cihat, iyilik yaptıkça kötü anıldım ve buna çare bulamadım. İsmim Cihat ve buna ben göçtükten sonra ulaşırsanız bilin ki anlattıkları gibi değilim. Adıma pek çok karalama yapıldı beni müteessir eden. Çok kez ölümlendim, döndüğümde ise birbaşınalıkla lanetlendim. Adım Cihat ve tek dileğim ölmeden anamda bir hatıra bırakmak. Gardımı çift aldım, adımlarımı sayarak atarken de her değmediğim direkte topuklarımdan bir akıma kapıldım. Hak edenin değil sahip olanın yaşadığı dünyada şehrin ışıklarını izleyen çocukla ben hiçbir koşulda bir değildim. Cihat ben, beni kötü hatırlayabilirsiniz, hatırlamak zorunda dahi değilsiniz.

Saadet

   İnsanlar şükürsüz, her şeyi hakir görmek ise adetleri olmuş. Yatıp kalkıp dua ettiğim yerler onlar için yaşanılasılığın asgariliğini temsil ediyor. Bir türkü tutturulası görünen bu aylarda özlemim koskoca bir yumru, bir çelik top sanki de boğazımda onu yutmamı bekliyor.    Çarşıda koşuşturduğum günler gelir aklıma, "Al 1'de burdan yak" der abilerim, yöreseldir. "Sakın içme" diye eklerler, alışkanlık yaparmış. Mutluluğu özlemek nedir bilir misin? Sana ağız dolusu küfürler etmek istiyorum, ben artık genç değilim orospunun evladı. Ben yaşlanıyorum, 30'a merdiven dayıyorum orospu çocuğu! 25 olmak çok zor amına koyayım senin! Yaşlanmak istemiyorum lan istemiyorum! Bir ömür borçlusun bana orospu evladı!

Mermi Uygur

   Memleket, kokusunu duyduğunda iliklerindeki harekettir, özlemim denize mi dağlara mı, sağlara mı eski dirilere mi bilemem. Nermi Bey ne düşünürdü o aklımı karma-çorman eden denemeleri yazarken? İsminin ilk harfi değişmişçesine bir baskı yaptı o gün bugündür zihnimde. Çekip gidilesi duran, köylülerle bir olmayı istemediğim ve kendini modernize eden insancıkların arasında kalmayı da yediremediğim bir aydınlık içerisindeyim. Aydınlığım beni bırakın, bir mumu karanlıkta bulduramazdı sizlere. Hoşnutsuzluk, göğsüme yediğim postaldandı bir zamanlar, Diyarbakır'ın adı duyulmamış bozkırından geçmiş bir kürt öğretirdi bana burnu yamukken nefesi nasıl aldığını. Bir terörist gibi uyur, bir bardaktan herkes su içerdi.

Yaradılış gayesi

   Bir filozofa sorsan eminim insanın içgüdüsüyle, çoğalma gayesiyle varlığını anlatır sana. Ben aşktan söz ederdim misal, bir şeyi, birini sevmek uğruna yaşamak en iyisi gibi geliyor zira gözüme. Bir bilim insanı "Senin cinsel organını onun cinsel organına sokmanı istemenin adıdır aşk." diyebilir elbette, yaradılış gayemiz budur onun için nasıl olsa. Bilemiyorum, anlaşılmayalı o kadar oldu ki kafasını ve bacağını sürekli sallayıp suratıma bön bön bakan bir herifin varoluşu bile canımı sıkıyor olabilir. Umutların adı bir sevdadan mıdır, bahar geliyor, ondan mıdır bu kötürüm düşüncelerim. Bunları bilmek bana bir lütuf olurdu fakat sıcaklığın kol gezdiği bu nemli saatlerde düşünmem gereken başka şeyler var.

İyelik

   Sahip olmak istiyorum, ben işe yaramaz bir eşe, bolca paraya ve hayatımı karşısında çürüteceğim ekranları besleyen donanımlara sahip olmak istiyorum. Çok fazla zincirleme tamlama yapmak ve bunların anlaşılmasını istiyorum. İsimleri ve fiilleri birbirine karıştırıp adımın bir fiil olmasını istiyorum. Ben kapımı açtığımda içeri rüzgâr ve çetin kış girsin istiyorum. Deriden bir palto, kösele bir çizme giyip kar suyunun aktığı dağlara yolculuğumu sadece tabanvayla yapmak istiyorum. Hayatım bir film şeridiyse en net kareleri Hummer içerisinde, camları açık, içeri temiz havayı alırken olsun istiyorum. Şimdi söyle bana, hiçbir özverisi bulunmayan, vasıfsız o adamlar bulundukları duruma turşu ekmek yiyerek mi geldiler sence? Bak etrafına evlat, herkes hak edip mi oturuyor o yerden ısıtmalı yapılarda?

Anneme Mektubum

   Kitabı ortasından okuyan biri o, dediği pek anlaşılmaz, kafasının içinde yarattığı bizlere anlatır meramını fakat anlayan çıkmaz. Şimdi o epey uzakta, düşmekte derdine dövmediği dizinin, alışmış olmalıydı oysa gitmesine kızının. Tek evlat, tek koca, tek horoz, tek destekle kalakalmış fakat bilmez yaslanacağı hep tekti omzunun. Şimdi uzaklara, çok da uzak hissettirmeyen dağlara ve memleketim gibi hissettiren yerlere hasretimden arta kalan güçle yazmaktayım. Ben kadınları anlamamakta ve onlar çirkefleştikçe uzaklaşmaktayım...    Pilavı tane tane yapmayı, adi pirinçle harikalar yaratmayı, bezelyeyi ikiye ayırmadan pişirmeyi, çamaşırları makinede unutmamayı öğreneli epey oldu. Ocakta yemeğim, alacak havam var, senden müsaade alalı çok oldu...

Ziynet

   Yine sana askerlik anılarımı anlatayım mı sen ellerini yüzümde gezdirirken? Veya senin uğruna hiç yapmam dediğim şeyleri bir bir yapayım. İnsan büyük lokma yiyip büyük konuşmamalı. "Asla" dememeli hiç farz-ı misâl. Sana terbiyesizliklerimizi, yaramazlıklarımızı hatırlatayım mı yıldızlar üstümüzü örterken, sen karanlıktan korkarken memelerinin arasına gömeyim mi başımı? Türlü komikliklerle güldüreyim veya ellerimle yemekler hazırlayayım mesela sana, bir yatakta oturup film izlerken dondurmanın hiç iştah açıcı durmamasından söz edelim.     Tüm kıllarımdan tiksin benim ama inatla göğsümde gezsin buselerin. Ya da evlilik dışı bir milyon çocuğumuzu sokağa atalım ha ne dersin? Bin cana kıyalım seninle, bizimle olmak isteyip asla olamayacak bin cana teker teker kıyalım. Tarihi çarptıralım, tektonik levhalar bile kıskansın halimizi, böyle tutulmayı ay, güneş dahi görmemiş olsun. Plüton'u tekrar gezegen ilan edelim. Birbirini seven iki kişi Tanrı huzurunda evli sayıls...