Kayıtlar

Mayıs, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Zebani

   Bir davul solosunda tanışıyorum bu umarsız yalnızlıkla. Çehresi nurla tabi. Amen molasında hızla soğuyan çay eşlikçim. Yeni korluklar, kulağa çalınan caz, 4 parça bateri, ulaşılması oldukça zor hedefler. Gergince duruyor yumruklarım, masalara ve duvarlara karışıyor. Anın çekiciliği ise ölümsüzlük şerbetinden, die toteninsel zehri de paylaşılır, çoğalır, kana kana içilir.

Zorunluluk

   Bizleri, o çokça bahsedilen ve bize bahşedilen, biz yapan müeyyidelerimizdir. Bunlar, günlerin battığı bir toplanma alanında çok kez elekten geçerek sızlanmalarımızı dindirdiğimiz eylemler. Ehven, şer, iyilikler, kötüler, alt ve üst egolarımız, atmaya çekindiğimiz adımlarla harmanlanıp soframıza gelirler. Böylesi dolgun ve donatılmış sofralarda açgözlü biçimde saldırganlıklarımız da elbette bize katılır. Bütünlük, ruha ağırlık verince öylece salınıverir satırlarda. Parçalanmışlık ise bir başka sabaha "rast gele" diyerek savurur oltasını, etekleri umarsızlığı iş edinir, belki bir lodosta dans eder, ben ise izlerim.

Çırçıplak

   Gürültülü sedalarla, sesleri gıcırdayan bu adamlar yola çıkıyor bugün. Olağanca gücüyle tükenmiş ve tabii tüketilmiş. Maviye çalan bu ufkun karın guruldatan eksikliği, pek çok arkadaş canlısı hayvanın evi buralar. Tarla tapandı diyorlar geçkinler, şimdi hep heykeller, eserler, penislerinden su fışkırtan fıskiyeler. Evler denize nazır ve temelden çürümeye yatkınca dikiliyor umarsızlığında iyot kokusunun. En özlediğim şey ise gün batımı, bir de yanında anlamsız şişkinliklere gark eden koyu renkli enlemesine şişeler.

Kör

   Böylelikle sıyrılıyor gelmeklere gark olan. Çok az şey görüp pek fazla hisseden o kadın ise rüyalarımı süslüyor. Süt almaya gideriz belki bir gün, bizden öylesi haber alamazlar ki bir mandıramız bile olabilir. Değneğin ben olurum, yeter ki bu bekleyişi kutsiliğinle onduranım ol. Ben bu saatlerde genelde uyurum, rüyalar ise belli başlı yolculuklardır tok yattığımda. Rahatsızlığını verdiğin geceye gün doğumlarını, tan vakitlerimi ve yüksünmelerimi de dahil ediyorum. Şimdi bir zaman bu, gelecek bir zaman, ağırlığın ise kardeşliğinden ve en zoru seni taşımak yamaca yoksulluk içerisinde.

Pazar

   Pazar günlerinden nefret ediyorum. Susturamadığım sonsuz bir amaçsızlık çığlığı var sanki göğsümde. Bittabi ağırlık da çöküyor. Yahu bu kadar berbat bir gün olamaz. Ucuz magazin programları, atlet ve şort, sineklerle dolu piknik deneyimleri, annemin evvelki geceden yaptığı böreklerle daha karga bokunu sikmeden çıkılan fuar yolu, 50 kuruşluk "9 katlı" karpuz texture'lu top. Pazar gününün bana çağrıştırdığı şey babamın yorgunluğu bir yerde, adam haftada bir gün dinlenmekten canından bezmiş, daha son birkaç yıldır o Pazar sendromunu üzerinden atabilmişken şimdi bir de ben çıktım. İşin kötü kısmı en az bir çeyrek asır daha Pazar sendromunu yaşayacak olmam sanırım.     Pazar günleri, eğer yanında gerçekten sana zamanı unutturacak kadar sevdiğin biri yoksa oldukça anlamsız. Pazar günü, bütünüyle anlamsızlığın ve kendine yaptığın baskıların temelini attığı bir gün aynı zamanda. "Bak bugün boştayım şunu yapayım, bugün boştayım şunu da yapabilirim." Ben birkaç yıl önc...

Ab-ı Hayat

   Keşke iri gözlü, kalçaları geniş kızı kendimden soğutmasaydım. Hayatıma giren neredeyse tüm kadınlar iri gözlü, gözlüklü ve kalçaları geniş kadınlardı. İnanın bana hangisiyle devam edilebilirdi onu bile bilmiyorum. Hani diyorlar ya yeni yetmeler "Falancayı anladığımız saatlerdeyiz." ha siktirin lan oradan! Beni anladığınız saatlere gelip bir gün "Falancayı anladığımız saatlerdeyiz" derseniz, benim gibi huysuz bir piç kurusu size "Ha siktirin oradan" der umarım. Bu döngü böylece devam etmeli. Neyse, belki bir sonraki iri kalçalı geniş gözlü kızla hayatlarımızı beraber sürdürürüz. Kim bilir, belki ben her gün her saat öyle birilerini aramaya devam ederim.

Yapısal Değerler

   İhsan beklenir mi bilinmez aşüfteden. Müstağni kimselerle birlik olma gayesindeyken bekleyişin dikenleri sarmakta bedenimi. Zihnimin pürüzleşen çakıllı zemininde pek ot bitmiyor artık. Sincaplar da gezmiyor böylece orada. Ben orada dirseklerim ve dizlerim çürüyüp etimden parçalar bırakarak sürünüyorum. Gömleğim, şalvarım paramparça, kasketim başımı güneşten koruyamayacak kadar bitap. Etrafta birini görsem soracağım "Bu yol nereye varmakta?" veya "Hangi bacaklarımı kullanmalıyım böylesi yolu bitirmek için?". Cevap, keskin uçlu, kırpaz biçimde yok. Zira "gelecek" dünün, bugünüydü.

Merci Beaucoup Vie

   Annem askıntı olsa genç kızlara, elimi sarkıtsam yine geçerken tarlaların ve keskin dikenli çalıların arasına. Bir hafta sonundaki babacan keyif kadar sürse şu yalnızlığım. Kol kanat gerse bana çocuklar, uçurtmamız bir bayrak edasında hiçbir direğe takılmasa, bisikletimin zinciri atmasa. Ben koşup yorulmasam, nefeslerim hep heyecanlı olsa. Teşekkürler ey hayat.

Eve dönüş

   Tam bağımsızlık uğruna bağımlı olunmuş bir mücadele. Peki ya eve hangi yoldan döneceğim? Hele ki yerlere sarkmışken derisi yoksulluğumun. Derin sürüncemeli söyleşilere katılmak istiyor canım, onlara seni anlatmak istiyorum, ne kadar cazibeli, ne kadar baştan çıkarıcı ve çokça aşüfte oluşunu. Çocukken gittiğimiz çingene köyleri gibi, bizi çalgı, çengi ve sesini hiç de sevemediğim zurnayla karşıladılar. Onlara ne oldu? Her biri senin uğrunda yok oldu, çiğneyip geçtiler değer yargılarını.

Taht Kayası ve bir miktar dere

   Kurbağalara bakmaya giderdik kardeşimle, Dernekli'de her yaz tınıları ötünce aşkî duyguların, her an duyulurdu şarkılar, günün battığı dakikalara değin. Babam oturak kayasında demlenir fakat hoş edici, mutluluk verici tek unsuru sigarası olurdu. Bizler çoğaldık, aile büyüdü, yutkunmak zorlaştı. Dernekli ne hâlde, babamın arılarının suyunun suyu kaldı mı, bazı çocuklar göz kapaklarından öpülüyor mu arılarca bilinmez. Biz de pek yorulurduk zaten.

Hayatta yaşamayı becermek.

   "Bir ağaç olabilseydim palmiye olmak isterdim. Belki benim cahilliğimdir bilmiyorum ama palmiye ormanı diye bir şey duymadım hiç. En azından benim ülkemde yok palmiye ormanı. Birbirine yakın dikilmiş olanların arasında bile hep ciddi bir mesafe oluyor. Palmiye deyince aklıma yalnız ve mağrur bir ağaç geliyor. Tek bir ağaç. Birden fazla palmiyeyi aynı anda hayal etmekte bile zorlanıyorum. Tek bir ağaç.. Tek ve işe yaramaz…"  -Sahibi yok olmuş bir blogdan alıntıdır

Çürüyüş Marşı

   Dillerde dostane biçimde anlatılsın isterdim bu çaba ve bekleyiş. Oysa sana anlattığım gibi, ben yalnız olmak zorundayım. Birçok tadı artık alamıyorum, bunu fark ettim, insan üç mekân kuralına uymalı oysa, uyamazsa da belkiler peşini bırakmaz.     İş, yumruk sıkmak, diş gıcırdatmak, esas duruşa geçmek, hizmet etmek ve varlığını kabul etmek hiyerarşik düzenin, en altta bir zincir halkası olduğunu benimsemek ve öylece kalmak.    Dış, çıkmalı, bir nefes almalı ve şükretmeli günün bittiğine, her gün bitmekle lanetlenmiş ve buğz etmiştir böylelikle varoluşa. Bir soğuk bira veya sıcak bir çay ya da esintisi gölgenin o sıcakta. İnsan buna muhtaç, insan çile çekip rahatlığın kıymetini anlamaya muhtaç, depresyona ve dahasına da elbette.    Ev, huzurun fazlasının ziyan olduğunu şimdilerde kavrıyorum, sıcakta soğuk, soğukta sıcak çok görmesi gereken bir şey insanın kendine. Bir tatile ancak hak edenler çıkmalı ve hak etmişler dönmeli. Hani dedim ya g...

Niçin yalnız olmak zorundayım?

   Pek tabii birisi gelip bu uzun yolda duraksamalarımı destekleyip beni pohpohlayacak böyle gidişatta. Kumaşım bir çingenenin eski çıkrığında dokunmuş, elindeki yüksüğe rağmen ise bir acı çuvaldız saplanıvermiş. Pek tabii uslu dururum ben, ben olmak için gereklidir bu. Çehresi duru sular, zemzemlerle yıkanıp yıkanıp sevdasını giz etmeye, mühürlenmiş bir ağız birliğine yeminleri. Koskoca mermilerle delinip yitmiş gençliğe. Doruğundayım böylece tütün kolonyalarıyla dağlanmış ve acısı çok da hissedilmemiş yaraların. İşte bu yüzden, yalnız olmak zorundayım.

Yol

   Oregon'da bir inek sürüsünün başındayım, bir grup kölenin kulaklarını çekiştiriyorum Kahire'de, bir makineli tüfek operatörüyüm Paris'in orta yerinde. Mızıkanın, bandonun sesi kulak zarımı bertaraf ediyor, ben yine sevişteyim, yine güreşte. Çoban kavalı çok umursatmıyor kendini, kavruk tenli cehalet gidişimi bekliyor. Ağırlığımla kanıksandığım bu diyarlarda tam kabul görmüşlüğün yüreğinde ayrılıyorum. "Gitmekle biter şey değil" dedi yol, onu olağanca sarplığında kayalıkların, anladım ben. Böylesi çapkınca bakarken güneş gözlerime, ışığa olan hassasiyetim de o noktada tahlil edildi. Ne büyük talihsizlik onca kutsiliğin arasında senin gibi çürüklüğe sevdam...