Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bazı şeyler çok acı, bazıları ise komik.

   Ve bugün ben bu tepede, dağın eteklerinde kuzeyin ruhumu ışıtan şavklarına bakarken kan çekilecek. Kanım, çekilecek ki doruklarına dedemin, dedem çekilecek eli öpülesi kadınların ardından. Efe geride ne bıraktığını bilemedi, torunları ancak bizlerdik ki yüceltecek varlığını, yoksunluğunda bu çıvgınlığın, doğumlara ve ölümlere kalkıyor bu gece...

Ay Işığı

   Koskocaman çeliklerin üstümüzde uçtuğu, bir refahın ve ferahâtin bize çok görüldüğü bu günlerimiz bize aratacaktı elbet yitirdiklerimizi. Peki ya elde ettiklerimiz? Ay ışığım, meleğim ve geleceği tasarladığım Toprak mı geldi beni ziyarete? Ya fünun onun seçtiği, bana kavramam için anlattığı onca şey? Bunlar bugün dört kerpicin arasında kalan kazançlarımız, bedenim için bile meğer çok erkenmiş, bizler henüz gençmişiz. İri gözlerinin dalgası paçalarıma vururken huzuru, varoluşu ve yalnızlığın sona erdiğini kavramak ne yüce şeydir oysa... Şimdi yorgunluğumun kazanç gibi bir anlamı var, ben ve onun için, tüm bu uğraş, bu çaba, birbirimiz için. Beni görmeye gelecek misin?

Sonsuzluğun uykusu

   Sonsuza dek uyuyup bir rahatsızlık unsuru tarafından alıkonmamak bu tutkudan. Tasarımlar, koşucular, kansız herifler gelip rahatsızlığıma ortak olmasa, hangi cevapları saklardı bu yılgınlığım bilinmez... Yüreğimin titreştiği bir yerde o masum çocuk, o etten kemikten insan evladı sığınıverdi paçalarıma. Ben o çok göçmek istediğiniz soğuk yamaçlarda domuzlarla uyurken homurdanmakta, "Çok kez" demekte yaralarım bana postallarımın içinden. Şirinliğini takınıp da yokluğa, bir inançsızlık belirtisi göstermek başta. Uyumak... Uyumak... Uyumak...

Sır/Sor

   Bir şeyi öngörmek o şeyin nasıl olacağının sonucuna varmanın yarısından fazlasıdır. Resmin tuvalde nasıl duracağına, kağıda yazılacak kelimelerin nasıl dans edeceğine zihnin senin yerine karar verdiğinde sırrın ve sınırının ötesinde bir hemhâllik söz konusu. Kendini sınır dışı et, sınırını yanına ver. Böylelikle çözmenin kolaylaşacağı bilmeceler o çocuğun çizdikleri gibi kolayca sprey boya üzerine bir portre olarak kendini gösterecektir.

Yol gözümü dağlıyor.

   Şerefimi ve keyfimi günbegün kaçıran bu soğuk, kışın sıkıntısı ve bir avuç insanla hayatta kalma eylemimin getirisi olarak kuşkuyla tırpanladığım bu kurumuş otlar. Kesilen suyumuz, hiç küllük yüzü görmeyen sigaramla günlük iş arayışı, broşür dağıtımı ve hayallerimin her geçen saat hevesle kaçışı benden, bir piyanist mi, chanteur mü yoksa Veysel'in bir ayakkabı içine bıraktığı üç beş kuruş bozukluğu mudur beni alıkoyuverecek kim bilir? Nasıl çeliğe çift su verildiyse, nasıl dağlar yaratıldıysa babam için, nasıl ailem bayat bir kurabiye misali dağıldıysa, öyle istiyorum beni görmeni bu müşkül vaziyette. "Bitmez sandı yoksul beynin, sorma artık kimim neyim..."