Kayıtlar

Temmuz, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çökerti

   Tortular rahman ve rahim olan onun adıyla göğsümde geziniyor. Bana baskıyı şeytan, bilhassa iblisler ve demonlar yapıyor. Şah olsam ne fayda böylesi günde Mısır'a, ne fayda bir devrimin yaratıcısı olduysam Fas'ta. Gelişip güzelleşmek bittabi mahsus değil bana veya bana yansıyanlara. Hazırlanmaktayım mutlak sonuma, her günümün aksine bugün beyaz giydim ey üfleyen kulağıma!

Şakrak

   Pıhtısı atmıştı jokeylerin damımızda. Kırkı çıkmadan duaları edilip helvası yenmiş, küskününü cihan düzenine yedirmiş ve yerdirmiş, ruhî doygunlukların içlerini bellemişti. Yıllar yıllar evveldi harmanî çılgınlığın duyumsandığı zamanlar. Ahrazlığım da sebeplendi bunlardan, buradan yoksunmak mı gocunduracak beni? Ey çehresi ay ve güneşle bezenmiş dağlar, duyun ki beni, bu helvası pişmeden kırka dayananlar duysun beni. Duyun beni -ki çokça duyulanlardan değilim- hahamların ve papazların arasında... Fakr-u zarurettendir hep, zaruretten.

Eski Dost

   Yeni düşman olmaz elinden düştüğün adamdan. Bi' adam düşün ki paramparça fakat bir arada tutmak istemekte kalan değerlerini. Neyse, velhasıl, tersine denk gelme.

Temmuz İkiBinYirmiBeş

   Henüz bitmedin farkındayım, oysa yediğim sıcağı unutmam -zira işlemez ayaz bana. Ne annemin yakarışları kardeşim hakkında, ne dolabı doldurmak ne de bir şakırtısına katlanmak klavyelerin. Kalp kırmak, kovmak, kovalanmak ve kovulmak. Rahatsızlıklarımı dile en sert ve sivriltili biçimde getirdiğim aysın. Geçirdiğim en sancılı ay sen ol, ol ki daha ağırları gelmesin ardından.

Prime-Time

   Hayvan olmak böyle bir durumda seçenekler arasına eklenebilir. Kendine dikkat etmenin bile ücretli olduğu bir durumda insan uyanmayı yük görebiliyor. Oğlunu kurtarmayı düşleyen fakat ne yapacağını babasından görememiş biri gibi. Belki ihanetler ve ödetilen bedeller biraz ruhum gibi. Şaşkınlığım, bu çeyrek asrın felakî doğumunda göç gibi. Çekilip uzatılan kelimeler ise gençliğim gibi, bir daha genç olamayacağımın farkında olduğumdan hızlı davranmam gerektiğini de bilir gibi. İnsan sadece fark ettiği kadarını yaşar, seni bir fabrikada, balık konservelerken, bir barda içki servis ederken ya da bir tornacıda çelik işlerken tanıyabilirdim. Oysa ben seni henüz bedenin dinçken, bir gece yarısı sabahı selâmlayarak kurgu yaptığın anda tanıyorum. Sensiz ne olurdum bilmiyorum fakat seni tanıyamasam elbet çöpe gidecek yıllarının olduğunu düşünürdüm.

Sükûn

   Kuyuya düşmüş Yusuf'un sultanlığına tanık olmak bana da nasipmiş. Öyle büyük bir yumruydu ki boğazımdaki, yutmak imkansız sanırdım. Beni ve hikâyemi dinlemiş insanlar ise bugün yanımda değil, yanımdakiler ise hikâyeyi bilmiyor. Bir de kurttan dinlemek lazım elbette ama bu sofrada herkes kurt ve herkes aç biilaç. Toprak yoluna baktı, ben de öyle, benden bir sonraki herif için bir kadın hazırladım, pişman mıyım? Yaşanan onca şeyin ardından pişmanlık 6 yılı devirmekle oluyorsa kafandakiyle, olan olmuş ve biten bitmişse bile evet, pişmanım.    Ama sorarsan ben yine pişman değilim, tecrübelerim yediğim kazıkların bileşke kuvvetiyken ben kimim de pişmanlık yaşayacağım? Kadınlar yalnız kalmaya dayanamayan, tek eşli varlıklardır. Oysa bizler, alçak şehir yerlileri, mitozca sevişmeyi de iyi biliriz. Yekinliğim sarhoşluğuyla eş değildi pek tabii, bir işe yaramazdı eve yalpalayışları ben berjerde gazetemi okurken. Toprak'a vedayı aylar evvelden ettim, sanki bir şey beni ve y...

Gülüş

   Ben örneğin, misal vermekteyim ki; geceleyin neredeyse sendi kaldırımlar. Çırpığı çarpıtılmıştı aynaların. Bunaltıcı, buhran gecelerin sabahlarıydı dakikalarca lobide bekleyişim. Mısraların anlamını göğsünde kazandığına şahittim. Bileklerinde yumuşattığın çekilip çıkarılmışlıklardandı lokmalarım. Böylece öfkemi lağvetmeyi, ölümü gözlüyorum. Soğuk bir rahmet doğmalı, şırıngaların yetersiz kalıp kuklaların tüplerle zerk edildiği kanıma.

İstemez

   Ben yaradanla konuşurum. İnsanlık var gücüyle, koşar adım uzaklaşır benden. Ben ise çiçeklerin açtığı, güneşin de alnımızdan öptüğü yerleri mesken tutarım. Çocukluğumu bir Pazar kahvaltısında arayıp anamın odun ateşinde demlediği, is kokan elleriyle siniye yerleştirdiği demlikleri tutarım. Bırakın, yansın avuçlarım, sobaya sarılıp yarına iyileşmeyi bekleyeyim. Eklemlerim rükûya eğildikçe çatırdasın, adı hasret olan her şey burnumda tütsün. Cennet Mahallesi oynasın akşam saatlerinde, babamın "Tavuk gibi yatın, horoz gibi kalkın" çınıltıları kulak zarımı tırmalasın. Bir hayvan olmayı dileyeyim böylece, adı en güzel şeylerin hasret olduğu yerde.

Şedaraban

    Yapmadığım bir evliliği ayakta tutmak çok utanç verici. Bu devirde minare çalsan kılıfını hazırlamalısın. Oysa sen ahmağın tekisin ve kıçında paçavra, altında çulla evleniyorsun. Tek derdin ise "koca". Sonra o adamı da kendinden soğutup insanları yapmadıkları bir evliliğin peşinden sürüklüyorsun. Evlilik gerçekten yapılmadan tövbe edilecek şey, oysa Tanrı evlilik akdi olmadan seninle sevişmemi yasaklamayı biliyor. Şu dünya ne koca bir şaka, ne ahmakça bir espri anlayışı.

Seyyah

   Bir çöp kovasında saklarım sevgimi. Ben gidiciliğin en cazip ve mahmur olduğu dolaplara göz dikerim. Adım cüneyt bir deyişle kazınmıştır lafzası noksanların zihinlerine. Bana hangi Fransız bir sömürge kuracak ki, bana ne yapabilir elin İsveçlisi? Mahmuzlarım ise dingincedir, çehresi pul pul dökülen rahmetin derinlerinde. Bana bir mataracık meşrubat, biraz tuz verin, sizlere yedi düveli gezdireyim...