Pazar

   Pazar günlerinden nefret ediyorum. Susturamadığım sonsuz bir amaçsızlık çığlığı var sanki göğsümde. Bittabi ağırlık da çöküyor. Yahu bu kadar berbat bir gün olamaz. Ucuz magazin programları, atlet ve şort, sineklerle dolu piknik deneyimleri, annemin evvelki geceden yaptığı böreklerle daha karga bokunu sikmeden çıkılan fuar yolu, 50 kuruşluk "9 katlı" karpuz texture'lu top. Pazar gününün bana çağrıştırdığı şey babamın yorgunluğu bir yerde, adam haftada bir gün dinlenmekten canından bezmiş, daha son birkaç yıldır o Pazar sendromunu üzerinden atabilmişken şimdi bir de ben çıktım. İşin kötü kısmı en az bir çeyrek asır daha Pazar sendromunu yaşayacak olmam sanırım. 

   Pazar günleri, eğer yanında gerçekten sana zamanı unutturacak kadar sevdiğin biri yoksa oldukça anlamsız. Pazar günü, bütünüyle anlamsızlığın ve kendine yaptığın baskıların temelini attığı bir gün aynı zamanda. "Bak bugün boştayım şunu yapayım, bugün boştayım şunu da yapabilirim." Ben birkaç yıl önce işyerlerinde çalışmayı bıraktım, Pazar günü tatilleri benden geçti, Pazar günü sözümona yaptığım tatilleri benden aldılar fakat sendromu bozuk yumurta lekesi gibi çıkmıyor üzerimden. Pazar günlerini topyekûn sikeyim.

   Sonuç olarak Pazar gününe başlıyorsun, bitecek, onu da biliyorsun. O gün bir şey yapman gerek belki ama baksana çoktan öğlen oldu bile. Hangi ahmak böyle bir gün icat eder ki?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ziynet

Yol gözümü dağlıyor.

Yaradılış gayesi